Çocukların Ölümü
7 Ekim 2023 ile başlamadı, öncesinde de çocuklar ölüyordu dünyada, kimi savaştan, kimi açlıktan, kimi ihmalden.. kimi de hastalıklardan ya da endemik-pandemik nedenlerden..
Gazze’de yaşanan katliamın bizatihi insanlığı, çocukları önemsediğini ve değer kavramı içerisine insanı koyduğunu söyleyenler tarafından yaşatılması onu ayrı bir yere yerleştiriyor.
Bu ihmal değil, bu toplumsal bir ihmal ile oluşabilen açlık değil, ya da “insan” dan kaynaklanmayan durumlar olan afet ya da hastalıklardan değil..
Kimlerden?
Sizler biliyorsunuz.. Peki bu iki yüzlülük, samimiyetsizlik, dolandırıcılık değil midir?
Çocukların ölümü sandığımızdan çok daha kolay gerçekleşir. Bedenen de ruhen de çok hafif olduklarından öte dünyaya gitmelerinin bir zorluk içerdiğini düşünmüyorum. Çocuğun ölümü kendisine travma yaşatmaz.
Ölen çocuklar için üzülmeli miyiz? Merhametimizden, çocuk olmasından, çocuklarımız olmasından.. Güzel olan ise çocuklar için travma yaşatması ile oluşacak durumdan çok daha iyidir.
Özellikle annelere bunu sorabilirsiniz, bilirler ki çocuğu ızdırap içerisinde olduğunda anne çok daha azap çeker. Çocuğu eziyet çekeceğine ölmesini yeğler anneler. Ve bu durumu kimimiz eleştirse de, garip bulsa da ızdırap içerisinde olan çocuğa sahip anneler bilirler.
Çocuğun ölümü aslında bir metafor belki de.. metaforik bir olay.. Konunun bu kısmı bizce daha önemli..
Çocuk; yaşadığı güzel pozitif şeyleri çok iyi hisseder ve kavrar, kaydeder. Ancak kötü olayların, durumların oluşturacağı duyguları ise hisseder gibi olur.
Pozitife, neşeli olmaya adapte olmuş çocuk psikolojisi negatif olana alışkın değildir. Hisseder gibi olur ve ruhsal yapı bunu kaydetmek zorunda kalsa da hisleri bastırır, yok sayar. Hatta deneyimsel olarak bilirsiniz; 8-9 yaşlarına kadar küçük çocuklar kötü hissettiren bir olay yaşadığında bunu çok düz anlatabilir. Duygu boşalımı olmadan, bazen de olur ama hemen kısa sürede duygu ifadesi değişip tamamen mutlu keyifli görünebilir.
Çocuğun bu doğası daha kırılgan olduğunu bize söyler. Rüzgarda eğilip kırılmayan direnen bir ağacı hatırlayın, bu çocuğa göre değildir. Asıl yetişkinler böyledir, çocuklar ise biraz rüzgarda değilse de sert rüzgarda kırılırlar. (Ağaç yaşken eğilir sözüne bu kapsamda katılmıyorum ancak kastedilen şeyin farklı olduğunu varsayalım)
Çocuğun görmesi, işitmesi, dokunsal duyu organları da örneğin tat duyusu da dikkat edin erişkinden farklı bir algıdadır. Herkes çocuğunun yemek yemesi konusunda farklı bir eğilimde olduğunu bilir. Belirli tatlara çok sert tepki veren, istemeyen, yemeyen çocuklar yaygındır. Duyu algısını görmeye ve işitmeye de yayın. İşitmede de sizler gibi duymadığını sizler gibi kaydetmediğini söyleyebiliriz.
Görmedeki algısının çok travmatik olabilmesi bu kapsamda mümkündür. Örneğin korku filmi değilse de figürsel bazı görüntülerle bile etkilenen çok sayıda çocuk var. İlk defa gördüklerine karşı hassasiyetin doğal olduğunu söyleyelim. Hatta bunun ilk gelişimini bağlanma dönemiyle başladığını ifade etmek gerekiyor. Yabancı olan ile anneyi ayırt etmede ruhsal farkındalık geliştirmeye çocuklar daha 1.5 yaşlarında aktif başlarlar.
Travmatik olana karşı hassasiyetin hangi duyuya bağlı olduğunu bilmiyoruz. Ancak her çocukta bu farklı duyu alanına yöneliş olabilir. Bazı insanların duyumsadıkları kokudan tiksinmelerinin bir travmatik geçmişle alakasının olabileceğini söyleyebiliriz.
📅 Randevu Alın
Formu doldurun, en kısa sürede size ulaşalım.
Dokunsal yönü baskın bir duyu algısına sahip bir çocuk dokunsal bir cinsel istismar da yaşarsa TSSB bir yana DKB geliştirme ihtimali bile artar.
Şimdi bu tanıları kısaca açıklayıp yazıyı bitireyim. Sonraki yazılarda da bu tanıların oluşumundaki aşamaları ayrı yazılar olarak yazacağım.
TSSB: Travma Sonrası Stres Bozukluğu; dehşete düşüren bir olayı yaşamak ve/veya şahit olmayla oluşur. Ancak dikkat edin hemen değil, aylar yıllar sonra oluşur. Travmayı ateş koruna benzetirsek; çocuk bunu ruhsal anlamda sanki iç dünyasında gömmek, saklamak ister, toprağa gömülmesi gibi düşünelim.
Sonra yıllar geçtikçe aslında kor orada yok olmaz. Gömüldüğü yerde kök salar ve yerini sağlamlaştırır. Acı veren, sevimsiz ve berbat bir şey oluşmuştur. Çocuk büyüme sürecinde ruhsal anlamda buraya her yolu düştüğünde yüzünü döner, oradan geçmek istemez ve zorundaysa zorluklarla geçer. Ve bu anlarda yeniden yaşantılanmalar olur.
Hayatı boyunca kök salarak orada duran travma korunun kök salmış hali hep ben buradayım der, bağırır durur. Onun sesini kesmek, kesmeye çalışmakla uğraşıp durur kişi.Duymak, görmek, dokunmak.. hiçbirini istemez. Ama o da bir yere gitmez.
DKB: Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu; Dehşete düşüren olayı gömme (mümkünse yok etmektir amaç, ama olmaz) sırasında çocuk bu sırada güçsüz ise ya da olması gerekenden daha kırılgan ise gömerken vücudunu da yarı gömmüş olur. Vücudunun geri kalanı ile bilinçsizce yaşamaya devam eder. Farkında değildir. Ama aynı zamanda kor gömülürken toprakta kalan parçası da bazen kişinin kendisi olur. Aslında hangisi kendidir? Belli değildir. Ben kimim? sorusunu soracak bilinçte bile olmayabilir. Ona o soruyu sorduran kişiler olduğunda bu kişiler sevdiklerinden ise onu ciddiye alır. Değilse ondan uzaklaşır.
Bir parçası kor ile kalakalmış kişi diğer parçasıyla ruhsal olarak yarım yaşar hayatını. Ben buyum der, eksikliği göremez. Ya da bundan memnundur belki de. Kordan kurtulması daha önemlidir çünkü..
Şimdi yazıyı bitirelim, bundan sonrasında ne olur? Ne yapılmalıdır? Uzun cevaplar gerektiren sorular bunlar? İstenirse onu da yazarız.
İlk Yayımlanma Tarihi: 17.08.2026Güncelleme Tarihi: 17.08.2026
2010 yılında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2013 yılındaki Tıpta Uzmanlık Sınavında Türkiye 107'ncisi olarak İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında uzmanlık eğitimine başladı. Meslekte 10 yılı aşkın deneyime sahip olan Uçur, çeşitli psikoterapi yaklaşımlarını bir arada kullanarak bütüncül bir çerçevede çalışmaktadır.
Halen kendi özel kliniğinde hizmet vermekte ve Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümünde klinik psikologların yetişmesine katkıda bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.